Kod Adı: Zahide

Uzun zaman olmuştu fark edeli bir gariplik olduğunu. Ama üzerinde durmamak daha kolay gelmişti ona. Çocukların büyüme telaşı, evle ilgili sorumluluklar, arkadaşları derken zaman hızla geçiyordu ne de olsa.

Son birkaç aydır geceleri kendisini buzdolabının önünde buluyordu. Uzun uzun bakıyor. Sırasıyla kalan yemekleri yiyor, ardından da abur cubur dolabını açıyordu. Regl dönemi yakınsa eğer nutella kavanozunu alıyordu eline. Kaşık, nutella kavanozu ve o. Muhteşem bir üçlü.

Uykuya bir türlü dalamıyor, sosyal medyada onu sinir eden kadınların fotoğraflarını inceliyor, sonra da kendi kendine “edepsizler, ahlaksızlar” diyordu. Toplumu mahvettiler…

Günler geçip gidiyordu ve kilosu hızla artıyordu. En sevdiği pantolonuna giremediği gün, bir tür sinir krizi geçirmişti. Pantolonu makasla parçalamış, saatlerce ağlamıştı. Sonra onu bekleyen arkadaşlarının aramalarına cevap vermeyi düşünemeyecek bir halde yatakta uyuyakalmıştı.

Rüyasında, en sevdiği arkadaşı Dilek’in evindeydi. Dilek, düzenli tertipli, nazik, sevecen, ideal diyebileceği bir kadındı. Hem çok güzeldi hem de bakımlıydı. Dilek ağlıyordu rüyasında. Eşinin, Rus bir kadınla onu aldattığından bahsediyordu. Kimmiş o kadın, nasıl böyle bir şey olabilir Dilek’cim emin misin derken uyandı.

Uyandığında elinde parçalanmış pantolonun paçasını buldu. Islaktı. Gözyaşları kurumamıştı daha. Demek ki çok olmamıştı uyuyalı. Telefonuna bakmak geldi aklına. 34 arama vardı. Watsapp mesajları 500’ü bulmuştu. Hemen “dostlar hoş beş” grubuna yazdı.

“-Kızlar yoldayım, kaza olmuş trafiğe takıldım. Siz siparişleri verin.”

Apar topar duşa girdi. Onu ince gösteren siyah uzun elbisesini giydi. Yola koyuldu. Sarhoş gibi hissediyordu kendini. Neler olduğuna anlam veremiyordu. Düşünmemeye karar verdi. Radyonun sesini açtı. Gaza bastı. Hatta bir story bile attı. Onu bekleyen arkadaşlarını etiketleyerek.

Çocukların okuldan dönüş saatine yakın bir vakitte eve döndü. Her gün yaptığı şeyleri yapmaya devam ederken, içinden bir ses “o kadını artık ara” diyordu. O kadını biliyordu. Hakkında olumlu ve olumsuz pek çok düşünceye sahipti ama kendisine yardım edebileceğini biliyordu.

Herkes uyuduktan sonra bu akşamı buzdolabının karşısında geçirmeyeceksin dedi kendi kendine. Camın önüne oturdu. Işıklarını seyretti şehrin. Ve enerjisini toplayıp mesaj attı.

“-Merhaba. Sizinle görüşebilir miyim?”

“-Elbette. Buyrun size nasıl yardımcı olabilirim?” mesajının gelmesi çok kısa sürmüştü. Şaşkındı zira geri dönüş alabileceğinden bile emin değildi.

Bir hafta sonra oldukça gergin bir sabah kendisini “o kadının yanında” buldu. Beklediği kadar soğuk değildi kadın. Hatta samimi sıcak bile denebilirdi. Konuşmaya başladılar. Yaşadıklarını anlattı biraz. Sonra ağladığı günü ve o gün gördüğü rüyayı…

“-Bu rüya, bize sizinle ilgili ne söylüyor olabilir?” dedi kadın sakin ve kararlı bir şekilde. Bu soru kalbinin hızla çarpmasına, koltuğa sıkıca sarılmasına sebep olmuştu. Alt tarafı bir rüyaydı. Ne anlamı olabilirdi ki?

Dakikalar geçti. Kadın, bazı şeyler anlatıyordu ve o sanki içindeki bazı düğümlerin açıldığını hissetmeye başlamıştı. Bu bir hafiflik ama aynı zamanda da korku hissettirse de doğru bir yerde olduğunu düşünmüştü.

“-Rüyada gördüğünüz bu Rus kadına bir isim verebilir misiniz?” diye sordu kadın.

“-İsim mi? Bu çok zor ama. Nasıl bir isim?..”

Biraz bekledi. Düşündü. Sonra birden evet, dedi. Evet!

“Kod adı Zahide olsun!.”