CELAL CEMAL DENGESİNDE KADIN PSİKOLOJİSİ

dengeCELAL VE CEMAL DENGESİNDE KADIN PSİKOLOJİSİ

Günümüz Dünyası
İçerisinde bulunduğumuz çağ, hepimize belirli bir var olma biçimini dayatıyor. Bu varoluşun en belirgin özelliği ise “performans odaklı ve kanıta dayalı” olması.

Görmediğini, sayılarla kanıtlayamadığını yok sayan bilim dünyası1 içerisinde ortaya konmuş yeni bir “insan” tanımından yola çıkarak hazırladığımız makalemiz, temelinde bütün bir insanlığın; özelde ise kadınların, bilhassa modern Müslüman kadınların kimliklerine ve psikolojilerine odaklanmaktadır.
Bahsi geçen yeni insan tanımını Nefs Psikolojisi adı verilen bir ekole dayanmaktadır ve ekol Psikiyatr Dr. Mustafa Merter tarafından oluşturulmaya devam etmektedir. Ekol özetle  Batı felsefesi ve Batılı kişilik kuramları ile İslam tasavvuf öğretisini sentezlemiştir.

Bu sentez, gerek İslam düşüncesi gerekse modern psikolojisi için önem taşımaktadır. Zirâ  Müslümanların kendilerini tanıma, anlama ve ifade etme noktasında çeşitli sıkıntılarla karşılaştığı bir dönemde yaşıyoruz.
Bir yandan maddesel imkanların genişlerken diğer yanda maneviyatla kurulan bağ zayıflıyor. İslamı yaşama çabası içerisindeki insanların modern dönemde kendileri olabilmeleri ise manevi dünyalarınınn zenginleşmesine olanak tanıyor.

Günümüzde performans odaklılık henüz anne rahmine düşmeden başlıyor. Doğum öncesi kurslarından zeka geliştirici müziklere değin gebelik döneminin bile kurgulandığı bir dönemdeyiz. Ay ay gelişimi takip edilen bebekler “performanslarına göre” kategorilere ayrılıyorlar.
Çağın diğer özelliği olan “kanıta dayalılık” ise bilginin test edilebilir, tekrar edilebilir olması ile sağlanıyor. Böylece doğumdan itibaren insan varoluşu adım adım takip edilebilir, denetlenebilir ve böylece de “kontrol edilebilir” hale geliyor.

Akıllı telefonların öncüsü olduğu teknolojik donanımlar bu “performans odaklı ve kanıta dayalı” varoluşu kitleselleştiriyor ve insanoğlunun belki de yeni bir türe evrilmesine neden oluyor. Güncellenen uygulamalar sayesinde her an nerede, kiminle ve ne yapıyor olduğu bilgisini “kaydeden” insan aynı anda takip edilebilir, ulaşılabilir oluyor.
Dahası ve bizim makalemizle ilgili yanı ile bu yeni insan için gerçek “görünür” olduğu sürece gerçek olmaya başlıyor. Ve görünür olmayanın gerçekliğine dair sorgulama yetisi gün geçtikçe zayıflıyor. Yani rasyonel olan, akılla bilinenin gerçekliği güçlenirken; kalbî olanın, sezgi ile bilinenin gerçekliği zayıflıyor. Yani Celâl yönleri güçlendiren dünya, Cemâl yönlerini zayıflatıyor.

Kadınlık Psikolojisi devreye burada giriyor. Nefs Psikolojisi kuramı bize kadının aslî tabiatının, aslî varoluş biçiminin sezgisellikte, kadim bilgelikte saklı olduğunu söylüyor. Ve modern kadının öze dönüşünün dünyayı değiştirebilecek bir dönüşümün parçası olabileceğini düşündürüyor.

Nefs Psikolojisi’ne Göre İnsan

“İnsan, ‘dikey’ tekâmül açısından değerlendirildiğinde, ‘dinamik düalizm’ kuvvesine sahip bir varlıktır. Yani insan için düalizm ya da artı ve eksiler beraberliği; mutlak ve statil değil, değişebilir ve izafî yapıdır. İnsan fıtrî yapısı itibarıyla artı ve eksiyi, meselâ sevgi ve nefreti katalize edip birleştirebilir ve ikisinin birliğinden daha ‘yüksek’ bir değere ulaşır.
Alt bilinçdışı; düalizm ve dikotominin hüküm sürdüğü, kaotik gibi görünse de kendine göre bir tür mantığı olan bir âlem iken, yukarılara doğru tekâmül ettikçe, insan düalizm görüşünden gittikçe sıyrılır. Tasavvuf bu sürece ‘şaşılıktan kurtulma’ der. Bu manada insan, serbest iradesini kullanarak düalizm sırrını çözebilen, sürekli birlik (tevhid) sentezi üretebilme yetkisine sahip, muhteşem bir varlıktır ( Nefs Psikolojisi, Dr. Mustafa Merter, syf. 447).”

Dr. Mustafa Merter, Nefs Psikolojisi kitabının Celâl ve Cemâl kuvvelerini anlattığı bölüme bu şekilde başlıyor. Buna göre insan, Allah-u Teala’nın isimlerinin taşıyıcısı ve tecelligahıdır. Bu isimlerin ortaya çıkması sürecinde, iç dünyasındaki zıt kuvveleri fark eder ve bu ikiliğin birleşmesi için yolculuk yapar. Bu yolculuk tasavvuf literatüründe seyr-i süluk olarak adlandırılmıştır fakat terapi süreci de bu yolculuğu mümkün kılar.
Bilinçdışı dünyası, Nefs Psikoloji literatüründe “alem-i gayb” olarak tanımlanır. Yani insanın günlük alışılmış bilinç düzeyi ile görebildiklerinin ötesine bilinçdışı deriz.

Freud’un bireysel bilinçdışı kavramına yani her bireyin “kendisinde görmekte ve kabullenmekte güçlük çektiği arzu ve isteklerinin bulunduğu katman” genellikle “alt bilinçdışı” olarak tanımlanır. Buna ek olarak Jung’un kollektif bilinçdışı yani bütün insanlığın ortak bilinçdışı kavramından da bahsedilir.

1-) Modern psikolojinin yatay düzlemde anlattığı insanın dikey boyutu; üçüncü boyutu yani “üst bilinçdışı -alemi misal”dir ve burası “kalp” ile idrak edilir.

Üst bilinçdışı ile temas, kişinin tekamül etmesini sağlar. Nefsin, çok katmanlı yapısı onun üst nefs katlarına çıkmasına imkan tanımaktadır.
Bilinçdışı dünya, içerisinde Jung’un arketip adını verdiği bazı ilksel kalıpları barındırır.
.
2-) Bu arketiplerden bazıları insanlığın evrensel mirasıdır, bazıları kültürlere hastır, bazıları da bireyseldir. Anima ve animus da yani kişinin içindeki eril ve dişil unsurlar da hem kollektif bilinçdışından hem de bireysel bilinçdışından beslenir.
Anima ve animus yapılanması, Nefs Psikolojisi literatüründe Celal ve Cemal dengesi olarak adlandırılır.

Celâl isimlerinin tecellisi; dış dünyada gösterilen etkinlik; güç; iktidar gibi kavramları içerir. Cemâl isimlerinin tecellisi ise yaratıcılık, şefkat, merhamet, muhabbet gibi hâlleri, davranışları karşılar.
Celâl ve Cemâl isimlerinin kendi içerisindeki dengesi kişiliğin tekamül etmesi anlamına gelir. Bu isimlerin asimetrik olması, kişilikte belirli bir yönde ağırlık taşıması ise kişinin içsel bütünlüğünün oluşmasına engel teşkil edecektir.
Yani, insan alt bilinçdışındaki ikilik ve karmaşa dolu dünyayı tanıyıp anlamlandırmaya başladığında, bu içgörü kendiliğinden bir yükselmenin başlamasını sağlar. Kişi, kendine içerden ve yukardan bakmaya başlar. Bu da içsel birlik ve bütünlüğün doğmasını ve sezgilerin harekete geçmesini sağlar.
.

3-) Celâl Cemâl Dengesinde Kadın Psikolojisi
Başlangıçta da ifade ettiğimiz gibi, içerisinde bulunduğumuz çağ, bilhassa kadınların Celâl özelliklerinin daha baskın olmasını adetâ bir zorunluluk olarak dayatmaktadır. Bu durum, modern dönem kadınlarında bir sıkışma; kabz hâline neden olmaktadır.

Cemâl isimlerini yaşamak için ihtiyaç duyduğu koşullara erişemeyen kadınlarda, sık sık kadınlıkla ilgili organlarda dışavurulan bedensel yakınmalar gözlenmektedir. Ayrıca bu dengesiz varoluş, beraberinde ilişki sorunlarını da getirmektedir.
Kadınların Cemâl isimlerini yaşamaları, onların iç dünyaları ile sezgisel fıtratları ile barışmalarını sağlayacak bu da daha kalbî bir varoluşun önünü açacaktır.

Bizim görüşümüze göre,
kadınların zaten Yaratılış’tan sahip oldukları özelliklerini keşfetmeleri,
aslî güçlerinin kaynağı olarak “kendilik”lerini fark etmeleri,
içsel çatışmalarını gözlemlemek ve çözmek suretiyle alt bilinçdışının etkisini yönetmeleri,
içsel tekâmül sayesinde nefs katlarında yükselerek kalbîleşmeleri,
kalbîleşen kendilik sayesinde Hz. İnsan olma bilincine erişmeleri,
Esma’ların tecelligahı olarak dünyaya renk ve ritim vermeleri,
İçte ve dışta dengenin mimarı olmaları,
mümkündür.

Rahman (rahmetini dalga dalga bütün kâinata yayan),
Rahîm (bu rahmetini alıcılık kabiliyetine göre bir ana rahmi gibi bireysel olarak ihsan eden),
Raûf (çok merhametli)
Vedûd (hakiki manada seven hatta âşık)
Hafız (koruyan)
müheymin (emniyet verici) gibi isimler cemâl isimleri (yani sembolik manada müennes/dişilj Diğer yandan da cebbâr (takdir ettiğini zorla yaptıran), muktedir (kudretine sınır olmayan), mumit (öldüren), muksît (âdil olup mazlumların ahını zalimlerden çıkartan),
kahhâr (çok güçlü ve kahredici) gibi isimlerde celâl isimleridir (yani mecazi manada erilfmiizekker)-
Cemâl isimleri sayısal olarak bakıldığında, celâl isimlerine göre takriben on misli daha fazladır.

Yani Esmaül Hüsna’nın taşıyıcısı olarak dünyaya gelen Hz. İnsan, bu isimlerin tecelligahı olduğu bir hayat sürmelidir. Kadın ise, Cemal isimlerinin çoğunkta olması, nefs kelimesinin dahi müennes olması, nefsin ve neslin mürebbisi olması nedeni ile bu anlamda öncüdür.
Er-Rahîm (merhamet eden) ismi ile anne rahmi aynı köke aittir.

4- Kadınlar, Rahîm ismini manevî olarak taşımakla kalmazlar aynı zamanda bedenlerinde de bu organı taşırlar. Bu organın varlığı sayesinde anne olurlar.
Rahmin biyolojisi, bize kadının psikolojik dinamikleri hakkında ilham verir. Menstrüasyon döngüsü, kadının psikolojisinin bir ay içerisinde değişkenlik gösterdiğini, kadınlar bilhassa regl dönemlerinde bir “içe çekilme-sakinleşme” ihtiyacı içerisine girerler.
Gebe bir kadın, içerisinde bir canlı taşır ve akılla kavranamayan “hâller” deneyimler. Bu hâllerin gebelikle birlikte meydana gelen bilinçdışı ile temastan kaynaklaması muhtemeldir.
.

5-Günümüz anneliğinde yine rasyonel aklın egemenliğinde bir süreci gözlemlemek zor değildir. Çocukların birer proje gibi algılandığı, performans odaklı annelik varoluşu kadınların Cemâl isimlerinin yaşamasını zorlaştırmaktadır.
Gerek anneliğin, gerek kadınlığın dış dünya odaklı ve kanıta dayalı bir varoluştan kurtulması, kendiliğinden; doğal; aslÎ yani sezgisel yönünün güçlenmesi günümüz dünyası ve ilişkileri için hayati bir önem taşıyor.
Konun diğer yönü olan Cemâl isimlerinin daha ön planda olduğu bir varoluşun ise modern dünya için yeterli olamayacağı, kendini günümüz dünyasında var etmek isteyen kadınların Celâl isimlerini de yaşamalarının önemli olduğunu vurgulamalıyız.

Celâl ve Cemâl yönlerinin yaşanması konusunda ihtiyaç duyulan dengedir. Toplantının da ana teması olan “pamuk gibi yumuşak, demir gibi güçlü” Müslüman kadınların; iç dünyalarına yapacakları yolculuk ile bu dengeyi tesis edebilmeleri son derece önemlidir.
İç dünya ve dış dünya arasında kurulan denge; önce kadınların, akabinde ailenin ve toplumun “kendi olabilmesi” ve gelişimin hızlanması anlamına gelmektedir.

Hz. İnsan olma sorumluluğunu inancından alan Müslüman Kadınlar, kendileri olarak var olabilmek için mevcut feminist söylemlerden ziyade, İslam’ın değer yargıları ile uyumlu yeni bir paradigma geliştirmeli hem sosyal hayatta etkin ve güçlü; hem de aile yaşamlarında müşfik ve yaratıcı olabilmelidirler.
Bu tarz bir varoluş ise ancak, kişinin kendi iç dünyasına dair farkındalık alanının genişlemesi ile mümkün olabilir. Kadınların, içlerinde uyuyan bilgeliği uyandırmaları6 bilinçdışı dünyası ile temas ederek sezgisel benliklerini güçlendirmeleri ile mümkündür.
Bu sürecin gerçekleşmesi, günümüz dünyasına yön veren politikaları dahi etkisi alabilecek güçtedir.

KAYNAKLAR:

İstatistiklerin Aldatmacası, Niceliğin Egemenliği ve Çağın Alametleri, Rene Guenon, İz Yayıncılık, 2004
Dokuz Yüz Katlı İnsan, Mustafa Merter, Kaknüs Yayınevi, 2009
Nefs Psikolojisi, Mustafa Merter, Kaknüs Yayınevi, 2014
Carl Gustav Jung, Dört Arketip, Metis Yayınevi, 2003
Ruhum bir kadındır, Annemarie Schimmel , İz Yayıncılık, 2011
Kendine Doğmak, R. Berin Tuncel, Yayınlanmamış Kitap
Kurtlarla Koşan Kadınlar, Clarissa Estes, Ayrıntı Yayınları, 2012

#kadın #kadınpsikolojisi #nefs psikolojisi #anneçocuk #MustafaMerter #dokuzyüzkatlıinsan #celalcemal #denge