NEFS PSİKOLOJİSİNE GÖRE CELAL ve CEMAL DENGESİ

Röportaj: R. Berin Tuncel

DÜNYANIN MERHAMETE İHTİYACI VAR

Nefs Psikolojisi, Psikiyatrist Mustafa Merter’in 20 yılı aşkın zamanda ortaya koyduğu, modern psikoloji kuramlarını ve kadim tasavvuf öğretilerini sentezlediği yeni bir psikoloji ekolü. Nefs Psikolojisine göre insanı anlamak için batılı kuramların sözünü ettiği ‘bilinçdışı’ kavramı genişletilmeli, ‘alt bilinçdışı’ dinamiklerine ‘üst bilinçdışı’ dinamikleri de eklenmelidir. Rahmanî yönü göz ardı edilen bir insan tasavvuru; eksiktir, yetersizdir. Bu yaklaşım, Hz. İnsan’ın Cenab-ı Hakk’ın Esma’larının tecelligahı olduğunu ve kendini tanıma sorumluluğunun, bu Esma’ları keşfe vesile olduğundan bahsetmektedir.

Muhterem Mustafa Merter, uzun yıllar İsviçre’de yaşamış, Eğitimini Zürih Üniversitesi Hastanesi’ne bağlı Burghölzli Psikiyatri Hastanesi’nde ve psikiyatri polikliniğinde tamamlamış ve 1987 yılından bu yana mesleğini Bodrum’da icra eden bir psikiyatr. Uzak doğu spritüel öğretilerini, new age akımlarını yakından inceleme imkanı bulmuş, transpersonal psikoloji ekolünden esinlenerek ve uzun yılların birikimi neticesinde doğu ile batı birikimini sentezleyerek Nefs Psikolojisi ekolünü kurmuştur. Renkli kişiliği, entelektüel donanımı, yaşam tarzı, özgün fikirleri ile Türkiye’nin en seçkin isimlerinden olan Mustafa Merter ile, modern dönem kadın kimliği üzerine konuştuk…

BT: Bir kadın dergisi için son derece önemli bir açılım sağlayacağımızı umduğumuz röportajımıza, en sık karşılaşılan ‘çocuk mu kariyer mi?’ sorusu ile başlayalım dilerseniz. Günümüz dünyasında kadınlar, anne olmak ya da kariyer yapmak arasında kalıyorlar.Anneliği kariyere tercih etmek mümkün değil ama koşullar bunu gerektiriyor. Psikolojik açıdan bakıldığında, kadının fıtri ihtiyaçları nelerdir? İslam, bize nasıl bir kadın modeli sunuyor? Günümüz anneleri ve kadınlar, bu açmazdan nasıl çıkarlar?

MM: Çağın getirdiği bazı kavramlar var. Bu çağ ‘performans odaklı bir çağ’. Materyalizmin egemen olduğu, sahip olmak ve var olmak ikilisinden var olmak yerine sahip olmanın ağır bastığı bir çağ. Tarihte benzer dönemler olmuş mudur? Bilmiyoruz. Bu dünya tarihinde geçici bir süreç mi, düzelir mi, bilemiyoruz. Ama günümüz dünyasında gerek modern teknoloji, gerekse kültürel değişimin insanları ‘daha fazla sahip olmaya’ davet ettiğini görüyoruz. Bu nedenle ürettiğimiz reçetelerin, özellikle ‘dengeli’ bir kadın yaşantısı için hem bu çağa uygun, hem de kadının aslî vasıflarına, kabiliyetlerine uygun, kadîm bazı değerlerini de yok etmeyen çözümler olması lazım. Ancak o şekilde bir kadın mutlu olur.

BT: Hocam, Nefs Psikolojisi, bir terapi yöntemi önermesinin yanı sıra, bir kişilik kuramı ve aslında bir yaşam felsefesi de sunuyor bize. Bu bağlamda, okurlarımıza, temel kişilik yapılanmasına dair genel bir çerçeve çizecek olursak, nelere değinmemiz gerekir? Bir kadının kendi varoluşunu anlaması adına, nefs psikolojisi kişilik kuramı, ciddi ufuk açabilir diye düşünüyorum.

MM: Dilersen Uzakdoğu sembolizminden faydalanarak anlatalım. Biliyorsun ki, kuramımız henüz tanınma aşamasında ve bizim önerdiğimiz bazı kavramların anlaşılabilmesi için genel bilinirliği olan sembollerden faydalanmakta yarar görüyorum. Yin-yang sembolünü bilirsin. Bu sembol, insanın içte ve dıştaki birliğini ifade eder. Bu nasıl bir birlik hali peki? Nefs Psikolojisi’nde Celal ve Cemal yönleri olarak tanımladığımız haller var. Bunlar kişilik yapılanmasının temel taşları. Batı psikolojisinde Jung, anima-animus olarak tanımlıyor bu yapıyı. Biz ise Hz. İnsan’ın, Cenab-ı Hakkın halifesi olması ve Esma’larının tecelligahı olması nedeni ile, bu isimler ile ifade etmeye çalışıyoruz. Cenab-ı Hakk’ın Cemâl isimlerinden bazılarını zikredecek olursak, Halim, Hafız, Vedûd, Rahman, Rahim’dir ve Esma-ul Husna’nın çoğunluğu bu Cemâl isimlerinden oluşur. Celal isimleri ise çok daha azdır. Besmele-i şerif de Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile başlar… Kadınlarda, cemâl isimleri, fıtri olarak daha baskındır.

BİR KADIN CEMAL İSİMLERİNİ YAŞAMAZSA BUNALIMA GİRER 

BT: Hocam, bu kavramlar genel kültür düzeyinde iyi bildiğimiz kavramlar ama kişilik yapılanmasındaki etkisinin anlaşılabilmesi için biraz daha açar mısınız?

MM: Bu, şu manaya geliyor. Bir kadın, yaşamı boyunca performans odaklı bir varoluşu benimserse, kariyer, iş hayatı, başarı odaklı yaşarsa, bizim terminolojimize göre ‘Celal ağırlıklı bir varoluşu’ benimser, içinde potansiyel olarak bekleyen Cemâl isimlerini yaşamazsa, Rahman, Rahim, Vedud isimleri onun hayatında tecelli etmezse, bir süre sonra ‘bunalım’ yaşama riskiyle karşı karşıya kalıyor.

BT: Hocam, Esmaları yaşamamak, kişinin yaradılışında beraberinde getirdiği potansiyeli, ortaya çıkaramaması demek oluyor diyebilir miyiz?

Evet. İbn-i Arabî Hz.leri, kişinin esmalarını yaşamaya başlaması; nefesini tutan bir insanın, nefesini verdiğinde yaşadığı rahatlama gibidir diyor.  Çünkü bizim fıtratımızda, nefes tutma yok. Alacağız ve vereceğiz… Düşünsene nefesini tuttuğunu, istersen bir dene. Çatlayacak gibi olursun ve tuttuğun o nefesi, bir an önce vermek istersin.

İşte bir kadının da bu fıtri yönleri yaşaması bir zarurettir.

Bunu biz nerde görüyoruz? Holding patronu olmuş, çok başarılı olmuş hanımefendiler, bendenize terapiye geliyorlar. Bazen depresyona giriyorlar. Ve diyorlar ki geldiklerinde; ‘Ben, ulaşmak istediğim her şeye ulaştım, hedefime vardım, ama derin bir mutsuzluk yaşıyorum!’

DÜNYA GİDEREK DAHA CELAL AĞIRLIKLI BİR YERE DÖNÜŞÜYOR

BT: İçerisinde bulunduğumuz çağ, Celâl isimlerinin yaşanmasını mümkün kıldığı ve Cemal isimlerinin yaşanmasına olanak tanımadığı için, sosyal yaşamda etkin olmak, kadınların kendilerini yaşamalarının önünde engel teşkil ediyor diyebiliriz sanırım.  Peki her iki varoluşu da yaşamak, günümüz koşullarında nasıl mümkün olabilir?

MM: Bu, hanımefendilerin kendilerini ve imkanlarını iyi tanımaları ve gayret etmeleri ile mümkün olacaktır. Neticede günümüz dünyasının gerçekleri var ve elbette bir bayan yöneticilik yapabilmelidir, politika yapabilmelidir. Sosyal yaşamda istediği etkinliği gösterebilmelidir. Ama bütün bunları yaparken, esas vasıflarını yitirmemelidir.

BT: Sosyal politikalar bu noktada önem taşıyor sanırım…

MM: Elbette çok önemli. Ben uzun yıllar orada yaşadığım için İsviçre’den örnek verebilirim örneğin. Orada %25, %50, %75 çalışma olanakları sunuluyor, özellikle de çocuk sahibi olan kadınlara. Bu şüphesiz, bu dengeli varoluş için kolaylık sağlıyor.

Diğer yandan, dünyanın kadının kadim bilgeliğine ihtiyacı var. Sadece erkek egemen bir toplum, Celal ağırlıklı toplum dengeli olamaz. Kadim kadın bilgeliğine, Cemal isimlerinin toplumsal yansımasına da ihtiyacımız var. Bu hiç küçümsenecek bir şey değil, Dünya giderek daha fazla Celal ağırlıklı bir yere dönüşüyor. Bu nedenle kadınlar da celal yönlerini daha fazla yaşıyorlar. Dünyanın şefkate, merhamete, muhabbete ihtiyacı var.

KADIN, BİLGELİĞİ İÇİNDE TAŞIYOR

BT: Merhamet ve muhabbet, dünyayı değiştirecek en kıymetli güç değil mi? Söz açılmışken, merhametin ve muhabbetin kaynağı olan anneliğe ve günümüz anneliğine de değinmek isterim. Az evvel çağımızın bir performans çağı olduğunu ifade ettiniz. Annelik de bundan nasibini alıyor. İnsana dair pek çok kuram, pek çok teori var ve anneler ‘en doğrusunu yapmak’ kaygısı ile karşı karşıyalar. Nefs Psikolojisine göre ‘annelik’ deyince, akla neler geliyor?

MM: Kitabımızda da değinmeye çalıştığımız gibi, Batı psikolojisi insanı, alt bilinçdışı ve bilinç dinamikleri ile tanımlıyor. Jung, kolektif bilinçdışı kavramını da ekliyor ama bilmedikleri, kavrayamadıkları bir şey var, o da ‘üst bilinçdışı’. İnsanın, Rahmanî yönleri… Buna yabancılar. Dolayısıyla, annelik gibi Rahîm isminin tecelli ettiği bir varoluşu tanımlarken de yetersiz kalıyorlar. Annelikte ve kadınlıkta dakavramlar kalıplar içine sokulduktan sonra, kalıp içine girmeyecek olan bütün o ‘kadim bilgeliği’, kadının içindeki ‘kadim bilgeliği’ zoraki bir şekilde kalıplara soktuktan sonra sezgisel yönün ortaya çıkması mümkün değil. Bu kuramsal bilgilerin ötesindeki bilgeliği, kadın zaten potansiyel olarak taşıyor. Mesela, sen bana bir annenin merhametini, şefkatini, fedakârlığını anlatabilir misin? Ölçebilir misin? Tartabilir misin? Bir yere sığdırabilir misin? Bu bambaşka bir boyuttur çünkü. Bunlar hâldir (Bknz: Nefs Psikolojisi, syf 189) ve hâlleri rasyonel akılla, ampirizmle ölçmek, tartmak mümkün değildir.

HALIK İSMİ ANNELİK İLE KADINDA TECELLİ EDER 

BT: Akıl değil, kalp çünkü bu duyguların mahali…

MM: Bu hâlleri pozitivizt, indirgeyici bir dille anlamak mümkün değildir çünkü boyut değiştiriyoruz. Peki, böyle bir şey var mı? Elbette var, yaşıyorsan var. Yaşayarak biliyorsun. Maslow bunu çok güzel anlatıyor Religions, Values and Peak Experiences kitabında. Yaşanan, deneyimlenen bir hali kelimelerle ifade etmeye çalışmak indirgemeci bir yaklaşımdır.

BT: Anne olan kadının, bu vesile ile fıtri yaratıcılık vasfının da ortaya çıkması kolaylaşmıştır diyebilir miyiz? Hayatındaki diğer alanlara yayılan, dekorasyon, yemek, giyim gibi konularda da daha önce farkında olmadığı yeteneklerini keşfedebilir mi anne olan kadın bu süreçle?

MM: Elbette. Kadın El-Halık* isminin tecelligahıdır. Cenab-ı Hakk’ın bu ismi annelik ile kadında zuhur etmektedir. İnsanoğlunun, dünya üzerindeki varoluşsal yolculuğunda, kendisindeki baskın Esma’ları keşfetmesinin öneminden, bunun modern dönem insanları için nasıl büyük bir umut ışığı olduğundan Dokuz Yüz Katlı İnsan kitabımızda bahsetmiştik. Bu bağlamda annelik, Cenab-ı Hak tarafından kadına; kendisinde potansiyel olarak var olan ama henüz ortaya çıkmamış olan özelliklerin meydana çıkması için sunulmuş bir armağandır diyebiliriz.

BT: Kıymetli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim Hocam. Bahsettiğiniz bakış açısının bizim toplumumuzda yaygınlaşmasının, toplumsal bir rahatlamaya vesile olacağını ümit ediyorum. Ramazan-ı şerifinizi tebrik ediyorum.

Söyleşiyi dergide yayınlanan haliyle okumak isteyenler, buyursunlar