3. Maneviyat Psikolojisi Sempozyumu’ndan Notlar

IMG_4225

 

Her yıl mayıs ayında düzenlenen Maneviyat Psikolojisi Sempozyumu’nun 3.’sü yine Kayseri’de düzenlendi. Henüz gelişmekte olan bir alan olan maneviyat psikolojisi; psikiyatri, din psikolojisi, tasavvuf, sosyoloji gibi çeşitli alanlardan akademisyenlerin katkısı ile gün geçtikçe bilinirliği artan bir alan oluyor.

Nefs Psikolojisi ise, bu alanın en önemli sacayaklarından biri şüphesiz. Nitekim hem terapi yöntemi, hem de kişilik kuramı olarak ortaya koyduğu sentez ile özgün bir perspektif sunuyor bize. Her sempozyumda yoğun teveccüh ile karşılanan Hocam Psikiyatr Mustafa Merter’in sunumundan da bu vesile ile kısaca bahsetmek istiyorum.

Hocam, Bağlarbaşı Kongre Merkezi’ndeki seminerlerinde de yoğun ilgi gören, benim de bilhassa kadın psikolojisi ve kadın kimliğine dönük yönü ile ilgilendiğim (linkte röportaja göz atabilirsiniz) Celâl-Cemâl dengesinden bahsetti.

Önce Nefs Psikolojisine göre “nefs topografyası”nı anlatan Merter, Batı Psikolojisi’nde göremediğimiz “çok katmanlı nefs yapısı”nı anlamamızın önemini vurguladı. Meratibi nefsaniyye dediğimiz ve kişinin tekâmül etmesi neticesinde yükselebileceği “üst varoluş katlarının” olduğunun bilinmesinin, modern psikolojiye getirdiği açılımı vurguladı.

topografya

Bu tekâmülün gerçekleşebilmesi için ise, kişinin alt bilinçdışı dinamiklerini tanıması, Celâl ve Cemâl yönlerinin dengeye gelmesi gerektiğini vurguladı. Bu bölüm, son derece terapötik dinamikler içerdiği için kavranması zor da olsa, Hocam veciz ifadeleri ile izah etti.

” Her birimizin dünyaya geldiğimizde anne ve babalarımızdan devraldığımız birer “iç anne-baba” sembolü geliştirir ve bu sembolün etrafında kümelenen bir “anima-animus” penceresinden bakarız hayata. Jung’un anima-animus dediği bu iç dünyamızdaki “eril ve dişil” unsurlar; Nefs Psikolojisi’ne göre Celâl ve Cemâl yönlerimizi ifade eder.

Çocukluk döneminde yaşadıklarımız nedeni ile de bu semboller dış dünyayı algılama biçimimizi olumsuz etkileyebilir. Örneğin öfkeli bir babası olan bir genç bayan, bu öfkeli baba sembolünü erkek dünyasına yansıtır ve ilişkilerinde çatışma yaşayabilir. Veya anne sembolünü yansıttığı bir kadına aşık olan bir erkek, eşinden de annesi gibi davranmasını bekleyebilir.”

Bunlar gibi pek çok örnek ve ara ara rüya sembolizmi ile konuyu açan Merter, kadınların ve erkeklerin Cemâl isimlerini yaşamalarının önemine değindi. Yani merhametli, üretken, verici, kuşatıcı bir hâl üzere olmadığında insan, kabz yaşamaya başlıyor, dedi.

Derinliği nedeni ile kısa bir yazıda kavranması neredeyse imkansız olan bu konuyu kısaca özetlersek, her birimizin “kendi kitabımızı okumamız” ve hayatımıza alt bilinçdışı dinamiklerimizin bilincinde (esfel-i safilin) ve üst bilinçdışı potansiyelimizin (ahsen-i takvim) farkında olarak devam etmemizin öneminden bahsetti.

Toplum olarak yaşadığımız kabz halinden kurtuluşun, tekâmül etmemizde yattığını, Celâl isimlerinin baskın olduğu modern dünyayı Cemâl isimlerinin tecellî etmesinin dönüştürebileceğini söyledi.

IMG_4265

Programımdaki yoğunluk nedeni ile ancak ilk gününe katılabildiğim sempozyumun ardından, çok değerli arkadaşlarımız ve hocalarımızla Kayseri’nin güzide mekanlarını ziyaret etme imkanımız oldu. Prof. Dr. Beylü Dikeçligil Hocamızın çay sohbetinden nasiplenme imkanı da bulduğum bu gezi esnasında, kalp kalbe bağ kurulan meclislerde zamanın nasıl da genişlediğini bir kez daha müşahede ettim.

İnsanın, kendini tanıma ve bilme yolculuğunun bir sonu yok. Beylü Hocam’ın da çay sohbetimizde anlattığı gibi, nefs daima bizi bekler ve niyetimizi bulandırabilir. Bu nedenle attığımız her adımı Allah için attığımızın bilincinde olmaya çalışmalıyız ki, amellerimiz zayii olmasın.

Sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçen Mustafa Ulu Hocam’a, Mustafa Atak Hocam’a, ailesine ve ekibine hususi teşekkürlerimi sunuyor, bu çalışmaların katlanarak arttığı nice güzel zamanların gelmesi için dua ediyorum.