‘Öteki’nde Erimek

Yağmur yağar. Ve yeryüzü ıslanır. Şehirler, altyapıları nispetince nasiplenir yağmurdan. Altyapısı sağlam olan şehirler, beklenenden fazla düşen damlalar için telaş etmezler. Ama ansızın bastıran yağmurda, yer altı sularını dışa vuran şehirler için, beklenenin dışında yağan yağmurlar, kimi zaman felakettir.

Birini seversiniz. O sevgi sizi büyüler. Onunla geçen zaman benzersizdir. Bu birisi dosttur, kardeştir, eştir. Bu sevgi sizi büyütür. İyi ve kötü günleri birlikte göğüslersiniz. Anılar biriktirir, arşivinizde saklarsınız.

Biri, aslında diğeridir. Ben olmayan. Onu yakından tanıyana dek ‘öteki’dir aslında. Severek, onu içinizden bir parça yaparsınız. O da size içinden bir yer ayırır. Bu mülkiyet bazen ebede dek sürer, bazen ilk sınanışta kaybedersiniz yahut kaybeder.

Alınan ve verilen şeyler, ilişkinin içeriğini, niteliğini belirlerler. Kendilik sınırları, verilen şeyin kişide neye tekabül ettiği, vererek azaldığı mı yoksa çoğaldığı mı büyük önem arz eder.

Gençlik ve yetişkinlik yaşamı sayısız ilişkinin şahididir. Bir yazarı, bir sokağı, bir resmi, fotoğrafı severek çoğalır insan. Eksilir, artar. Fakat acı veren yahut tüketen, belki beslemeyen ilişkilerin sonlandırılması mümkündür. Bazen ansızın, bazen zamanla kesilir zayıflayan bağlar.

Biri daha vardır. O biri, bildiğiniz tüm sınırları alt üst eder. Geçmişteki tüm ilişkiler fizikseldir ona nispeten. Etki-tepkidir, ısı alış-verişidir, kuvvete bağlı artan ivmedir. Lakin bu, çekirdekte gerçekleşen nükleer bir tepkimedir.  Sizi, başka biri yapar, ortaya çıkan muazzam enerji eşliğinde…

Bedeninizi seçmiştir var olmak için. Aylarca iki tane kalp atar o bedende. Size, bugüne dek en yakın olan kişi olmasına karşın, hakkında hiç bilgi sahibi değilsinizdir. Aklınızdan geçenler bile şekil verir ona. Müsebbibsinizdir.

Ondan sonra, bir daha eski siz olamazsınız. Niteliği değiştirilemez bir ilişki türü girmiştir hayatınıza. Adınızın önüne yeni bir ek gelmiştir, adınızı kapsamış, şanslıysanız adınızı silikleştirmemiştir.

Kendiniz olmanın en çetin savaşıdır anne olmak. Ötekinin, kim olduğunu anlayabilmek için, kendiliğin sınırlarına varmayı zorunlu kılan, ontolojik bir savaş. Verilenin, ötekini bağımsızlaştırabilecek bir düzeyde tutulması gerekmektedir, baştan sona bir doz ayarıdır, göz kararıdır annelik.

Artık, ötekinde erimiş, benliğinize yeni bir unsuru katık ederek kaynamış, başka biri olmuşsunuzdur. Üstelik de ayrışmanız gerekmektedir vakit çok geçmeden. Bu yüzden, ermek için sunulmuş bir imkandır annelik.

Şehir mi?

Zift dolu değilse her yanı, basacaktır bağrına gökten yağanı. Toprak kalmadıysa bir damlalık düşecek, rahmet olabilir şehre felaket…